18-39/632-307
17.10.2018 tarih, 18-39/632-307 sayılı Karara ilişkin farklı görüş
Karara esas teşkil eden 16.10.2018 tarih, 2018-3-69/Öİ sayılı raporda, bildirim konusu işlemin ikinci kısmı olan Jacobs Douwe Egberts TR Gıda ve Ticaret A.Ş.'nin hisselerinin %30'unun Kasap Ailesi'ne devredilmesi ile taraflar arasında bir ortak kontrol oluşturulup oluşturulmayacağı ile ilgili olarak tereddüde düşüldüğü ve konunun açıklığa kavuşturulması için başvuran taraf vekilinden ek bilgi istendiği, söz konusu bilgilerin 12.10.2018 tarih ve 7419 sayı ile Kurum kayıtlarına intikal ettiği anlaşılmaktadır. Buna göre başvuru formunda %30’luk hissenin Kasap Ailesine kontrol hakkı vermediğinin ifade edildiği, 12.10.2018 tarihli bilgi yazısında da bu durumun teşebbüs vekili tarafından tekraren teyit edildiği anlaşılmaktadır.
Bildirim Formunda “Kasap Ailesi'ne tanınan hakların normalde azınlık hissedarlarına verilen veto haklarının ötesine geçmediği göz önünde bulundurulduğunda (ortak kontrol tesis edilmesi de dahil olmak üzere), kalıcı kontrol değişikliğine neden olmamasından ötürü, birleşme ve devralma iznine tabi olmadığı değerlendirilmektedir.” ifadesi yer almaktadır. Hissedarlar Sözleşmenin ilgili maddelerinde yer alan düzenlemelerden yola çıkarak raportörler, azınlık hisse sahibi teşebbüse kontrol hakkı verildiği konusundaki tereddüdünü gidermek için yazılan yazıya cevaben gönderilen yazıda “… açıklanan nedenlerle işlem ile JDE TR (ve iştiraki olacak Ofçaysan) üzerinde ortak kontrol tesis edilmediği; aksine JDE TR'nin, Ofçaysan'ın tam kontrolünü devraldığı düşünülmektedir.” denilmiştir.
Tüm bu hususları değerlendiren raportörler sözleşme maddelerini esas alarak, teşebbüs vekilince hem başvuru formunda hem de cevabi yazıda ifade edilenin aksine, ortak kontrolün söz konusu olduğu sonucuna varmış, Kurul da bu kanaate iştirak etmiştir (Kararın 5. paragrafı).
Bu durumda bildirimi yapan teşebbüs vekili tarafından kontrol yapısıyla ilgili olarak verilen bilgilerin bir yorum veya yaklaşım farklılığı olarak mı düşünüleceği, yoksa yanlış/yanıltıcı bilgi olarak mı kabul edileceği hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira konu ile ilgili alınan çok sayıda Kurul ve mahkeme kararında (08-54/847-338 ve 10-24/339- 123 sayılı Kurul kararları; Danıştay 13. Dairesinin 2009/869 E, 2012/3794 K ve 2009/1523 E, 2012/3795 K sayılı kararlar); yanlış veya yanıltıcı bilgi veya belgenin varlığına ilişkin değerlendirmede ve buna bağlı olarak idari para cezası verilmesinde yanlış veya yanıltıcı belgenin verilmesinin yeterli olduğu, eylemin yanıltma veya yanlış yönlendirme amacıyla yapılması gibi manevi unsur aranmadığı, sunulan yanlış veya yanıltıcı bilginin Kurul’un alacağı kararı etkileme kabiliyetine (iğfal kabiliyeti) sahip olup olmamasının da önemli olmadığı, bir başka deyişle gerçeğe aykırı beyanın varlığının tek başına yanlış ve yanıltıcı bilginin varlığının tespiti için yeterli sayıldığı değerlendirmeleri yapılmıştır.
Nitekim Danıştay 13. Dairesi, 13.12.2012 tarihli ve E.2009/869, K.2012/3794 sayılı kararında, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yer verilen düzenleme ile kanun koyucunun, “…Kurul’un doğru bilgiler çerçevesinde ikinci bir uğraşa girmeden hızlı karar almasını temin etmeyi ve benzer nitelikteki eylemleri caydırmayı amaçladığı açıktır” değerlendirmesini yaparak bahse konu yükümlülüğe işaret etmiş ve yine aynı kararda “…Bu bakımdan, sunulan belgelerde yer alan bilgilerin yeterli ve daha da önemlisi gerçek, doğru ve güvenilir olması, bildirimde bulunan taraflar için bir zorunluluktur” ifadelerine yer vermiştir.
Bu itibarla kararın sonuç kısmına katılmakla birlikte, yukarıda yer verilen hususun, yanlış/yanıltıcı bilgi verilmesi bakımından ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Hasan Hüseyin ÜNLÜ
Kurul Üyesi