düzenleyici işlemler ile açık ceza normlarını doldurulması yolunu kapamış değildir.
Gerçekten, örnek olarak verirsek Ceza Kanununun 195.maddesinde “Bulaşıcı
hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma” madde başlığı altında açık ceza normuna
yer vermiştir. Bu madde, bulaşıcı hastalık halinde, “yetkili makamlarca alınan tedbirlere
uyulmamasını” suç saymıştır. “Yetkili makamlarca alınan tedbirler” idarenin düzenleyici
işleminden başka bir şey değildir. Bu demektir ki, Ceza Kanunumuz, ceza hukuku
bağlamında, açık ceza normlarının varlığını ve bunların idarenin düzenleyici işlemleriyle
doldurulması yolunu kabul etmiş durumdadır.
Yasa Koyucu 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile Açık Hukuk Normunu yasa ile açıkça tanımış ve anılan yasanın “Kanunilik Başlığı” altındaki 4.maddesinde; “Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.’’hükmünü getirmiştir.
Açık hukuk normunu bu şekilde açıkladıktan sonra, açık hukuk normlarında idari düzenleme ile kişiler lehine gelen yeni hükümlerin eski olaylara uygulanıp uygulanmayacağı bir başka deyişle lehe hükmün uygulanmasının burada söz konusu olup olmayacağının tartışılması gerekir.
Açık hukuk normlarında, yasada hüküm altına alınan ceza hükmü aynen korunurken, bu hükmün kapsamına giren bir olumlu veya olumsuz fiiller, idarenin düzenleyici bir işlemi ile bu ceza hükmünün kapsamı dışarısına çıkarılmaktadır. Olayımızda, 1997/1 sayılı tebliğin yürürlükte olduğu tarihte yapılan devralma işlemi, işlemin niteliğine göre Kurumumuza bildirilmesi gerekirken, bildirilmemiş, ancak 2010/4 sayılı tebliğ ile işlemin niteliğine göre bildirim koşullarının değişmesinden dolayı bildirim zorunluluğu kalkmış bulunmaktadır. Bu durumda lehe hüküm ilkesi uygulanacak mı? Yoksa uygulanmayacak mı? Bizim bu soruya yanıtımız olumsuzdur. Çünkü, bu durumda 4054 sayılı yasanın 16.maddesinde ki ceza hükmü halen yürürlükte olup, kaldırılmamıştır. Bir başka deyişle, 2010/4 sayılı tebliğ kapsamına girip de, bildirim zorunluluğu yerine getirilmeyen birleşme ve devralma işlemlerinde ceza verilmeye devam edecektir. Ceza hükmü kaldırılmadığına göre, 1997/1 sayılı tebliğin yürürlükte olduğu tarihte, bildirmeme işlemi ile kabahat oluşmuş olup, 2010/4 sayılı tebliğ ile oluşan bu kabahat ortadan kalkmayacağı gibi, lehe hüküm ilkesinin uygulanmasına olanak yoktur. Ancak, 16.maddedeki, birleşme ve devralma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde verilen cezaya ilişkin 16.maddedeki hüküm yeni bir yasa ile kaldırılsaydı, o taktirde lehe hüküm ilkesi uygulanırdı.
Bu görüşümüzü doğrular nitelikte çeşitli Yargıtay Kararları bulunmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 15.10.1973 tarih ve E.1973/7, K.1973/634 sayılı kararında;
“Suç tarihinde mer'i olan tebliğ değişmiş ve bu kabil dövizlerin avans olarak değil, kesin
olarak verilmesi kabul edilmiş ve böylece mahsup işlemine de lüzum kalmadığı ileri
sürülmüş ise de, o tarihte bu tebliğ hükümlerine aykırılığı müeyyide altına alan kanun
hükmünün değişmediği, sonuç olarak olayda TCK.'nun 2. maddesinin uygulama yeri
bulunmadığı, nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 6.7.1946 gün ve 157-158 sayılı
kararının da bu görüşü doğruladığı anlaşılmaktadır. TCK'nun 2.maddesinde yazılı
hüküm, kanunun değiştirilmesi veya kaldırılması esasına göredir. Kanun yürürlükte iken
hukuki telakki mer'i olduğundan tebliğe muhalefet suçtur, tebliğin kaldırılması suçu
kaldırmaz.” şeklindedir.