olacağı şeklinde bir yorum yapmak imkansızdır. Bu bağlamda, başvuru konusu Proje
Geliştirme Sözleşmesi’nin;
- Taraflardan Evonik Energ’nin %(….) oranındaki hisselerine sahip olan Evonik Steag’ın Türkiye’de ilgili üretim pazarında sahip olduğu payın %(….) civarında olması,
- Ezse ve Babadağ vasıtasıyla Türkiye’de faaliyet gösteren Germania Windpark’ın Türkiye’de herhangi bir pazar payının ya da cirosunun olmaması,
- Başvuru konusu işlemin devralan tarafı olan Evonik Energy’nin %(….) oranında hissesine sahip olan Evonik Steag tarafından kontrol edilen Renova ile devre konu Ezse ve Babadağ’ın rüzgar enerjisi pazarında faaliyetleri çakışsa dahi, her üç şirketin de ilgili ürün pazarında herhangi bir faaliyetinin, pazar payının ve cirosunun bulunmaması,
- Çeşitli kaynaklarda, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi potansiyeli 40,000-48,000 MW olarak belirlenmiş ancak 2007 yılı sonu itibarıyla, devreye alınan rüzgâr enerjisi kurulu gücü ise 131,35 MW seviyesinde kalmıştır. Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının azaltılmasında alternatif enerji kaynaklarının önemi göz önüne alındığında, başvuru konusu işlem gibi projelerinin gerçekleştirilmesinin hayati öneme sahip olması,
- Proje Geliştirme Sözleşmesi’nin “… III. dönüm noktasına (COD) ulaşıldığında, Germania ve de Markus Tacke ve Willi Rausse, Evonik şirketine veya Evonik şirketi tarafından atanan bir şahsa, proje ortaklarının geri kalan paylarını devretmekle yükümlüdürler…” şeklinde düzenlenmiş 7.2. maddesi dikkate alındığında, söz konusu rüzgar santrallerinin inşatının tamamlanmasının ardından Germania Windpark’ın kontrolündeki hisselerinin geri kalanını da Evonik Energy’e devredeceği ve ilgili ürün pazarından çıkacağı görülmektedir. Bu durumun da, asıl olarak projenin işletme safhasında ortaya çıkması muhtemel koordinasyon riskini ortadan kaldıracak olması,
sebebiyle, anılan işlemin ilgili pazardaki rekabeti sınırlayıcı bir etkisinin olmayacağı
anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak dosya mevcudundaki bilgiler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler
ışığında, mevcut koşullar altında, başvuru konusu işlemin 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesi kapsamında bir anlaşma niteliği taşımadığı, aynı Kanun’un 6. maddesi
kapsamında bir değerlendirilme yapılmasına gerek olmadığı ve dolayısıyla işleme
Kanun’un 8. maddesi uyarınca menfi tespit belgesi verilmesinde bir sakınca olmadığı
görülmektedir.
Diğer taraftan, ilgili anlaşmanın rekabet üzerindeki etkileri zaman içerisinde,
anlaşmanın taraflarının ilgili ya da etkilenen pazarlarda başka teşebbüslerle
ortaklıklara gitmesi, birleşme/devralma işlemleri gerçekleştirmesi, piyasa koşullarının
değişmesi, tarafların pazar paylarının değişmesi, anlaşmaya yeni tarafların eklenmesi
ya da mevcut tarafların anlaşmadan ayrılması, anlaşmanın yeniden yapılandırılması,
işbirliğinin bir parçası olarak yeni anlaşmaların yapılması gibi çeşitli koşullara bağlı
olarak değişebilecektir. Dolayısıyla, verilen bir menfi tespit kararı, anılan anlaşma
zaman içerisinde pazardaki rekabeti sınırlayıcı bir etkiye yol açtığı takdirde, 4054 sayılı
Kanun’un 13. maddesi uyarınca geri alınabilecektir.