Bu açıklamalardan, sağlık mevzuatının aynen beşeri ilaçlarda olduğu gibi hastalar için kullanılan medikal gazların da istenen etki, emniyet ve kalitede olmasını teminen üretiminin her aşamasını belirli standartlara bağladığı, sürekli olarak kalite kontrolüne tabi kıldığı ve etkin bir denetim mekanizması öngördüğü anlaşılmaktadır. Mevzuat bu yönüyle, esasen, Avrupa Birliği ile de uyumlu bir görünüm arz etmektedir. Nitekim yönetmeliğin 26. maddesinde de belirtildiği üzere, “(…) Yönetmelik, Avrupa Birliği’nin beşeri tıbbi ürünler ile ilgili mevzuatına uyum sağlanması amacıyla, 91/356/EEC sayılı Beşeri Tıbbi Ürünler İçin İyi İmalat Uygulamaları İlkeleri ve Kılavuzu hakkındaki direktifine ve 2001/83/EC sayılı beşeri tıbbi ürünler hakkındaki direktifine paralel olarak hazırlanmıştır.”
Yukarıda genel hatlarıyla değinilen mevzuat çerçevesinde, mevcut uygulamada medikal gaz üretmek, doldurmak, depolamak veya dağıtmak isteyen bir teşebbüsün bu faaliyetlerin gerçekleştiği her bir tesis için gerekli belgelerle birlikte Sağlık Bakanlığı’na başvurarak bir izin belgesi alması gerekmektedir.
Diğer yandan, dosya özelinde oksijen yoğunlaştırıcı cihazlar olarak adlandırılan ürünlerle ilgili hukuki çerçevenin Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanmış genelge ve ilgili diğer mevzuat tarafından çizildiği anlaşılmaktadır. Anılan müdürlüğün 2008/26 tarihli genelgesinde, özetle;
- Tüplü oksijenin temininde lojistik olarak zorluk bulunan hastanelerde ve
ekonomik olarak belirgin avantaj bulunan durumlarda oksijen yoğunlaştırıcı
cihazların oksijen temin yöntemi olarak kullanılabileceği,
- Bu cihazların oksijen tüplerini doldurmak için kullanılamayacağı,
- Üreticilerin cihazın gerekli ayarlarını tıbbi gaz boru sistemi içerisindeki oksijen
yoğunluğunun %90’ın altına düşmeyecek şekilde ayarlamak ve bu ayarların
idamesini sağlamakla yükümlü olduğu
belirtilmektedir. Bu genelgeden de anlaşılacağı üzere, hâlihazırda hastanelerde kullanılabilecek medikal oksijen, Sağlık Bakanlığı’na bağlı iki ayrı genel müdürlük tarafından farklı standartlara bağlanmış durumdadır. Diğer yandan, oksijen yoğunlaştırıcı cihazların hastanelerce oksijen tüplerini doldurmak için kullanılamayacak olması, hastanelerin acil haller, arıza, bakım ve sair nedenlerle tüplü oksijen teminine devam etmek zorunda kalmaları anlamına gelmektedir.
Daha önce de ifade edildiği üzere, Habaş ve bayileri, dosya kapsamında iddia konusu eylemlerine veya beyanlarına gerekçe olarak oksijen yoğunlaştırıcı cihazlar ile kendi tüplü medikal oksijenlerinin beraber kullanılması sırasında oluşabilecek sorunlarda mesul duruma düşebileceklerini göstermektedir. Yukarıdaki açıklamalarda da ifade edildiği üzere, hastaneler bahse konu cihazlarla, genelge uyarınca yedek tüpler dolduramayacağından ve dolayısıyla her iki oksijen temin kaynağının bu cihazlara sahip hastanelerce kullanılması gerekeceğinden, teşebbüsler tarafından dile getirilen endişelerin teknik bir düzenleme ile açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Zira her ne kadar işbu dosya özelinde iddia konusu eylemlerin nihai olarak fiiliyata dönüşmediği tespit edilse de, özellikle medikal oksijeni sınırlı kaynaklardan temin etmek zorunda kalan hastane bölgelerinde benzer gerekçelerle oksijen temin edilememesi ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu çerçevede, Sağlık Bakanlığı tarafından oksijen yoğunlaştırıcı cihazlar ve tüplü medikal oksijenin yer yer bir arada kullanımının çerçevesinin belirlenmesi ve varsa oluşabilecek sorunlarda sorumluluğun denetim ve tespitine ilişkin usul ve esasların tespit edilmesi, rekabet hukuku yönünden ileride yapılabilecek muhtemel değerlendirmeler bakımından büyük önem taşımaktadır.