Ortak kontrol, oy haklarında ve karar verici mercilere yapılacak atamalarda eşitlik, veto haklarını haiz nitelikli hisselerin kullanılması, oylamalarda ortak hareket edilmesi gibi çeşitli yollarla, kontrolü paylaşan tarafların stratejik ticari kararlar üzerinde belirleyici etkiye sahip olmasının temin edilmesiyle sağlanabilir.
Bunlardan ilki olan oy haklarında ve karar verici mercilere yapılacak atamalarda eşitlik hususuna ilişkin değerlendirmelerde taraflar arasındaki ilişkinin sözleşme aracılığıyla düzenlenmesi halinde yönetim organlarında tarafların eş sayıda temsilciyle temsil edilmesinin sözleşme şartlarında yer alması ve karar verici oy uygulamasının bulunmaması unsurlarının gözetildiği dikkat çekmektedir.
Ortak kontrolün veto hakkını haiz nitelikli hisseler aracılığıyla tesis edildiği durumlarda tarafların, kendilerine tanınan veto hakları aracılığıyla, alınacak stratejik kararlara ilişkin bir fikir birliği tesis edilene kadar çözümsüzlük yaratabilme imkanı olmalıdır. Söz konusu veto hakkının azınlık hissedarların yatırımlarının korunmasının ötesine geçmesi gerekmektedir.
Ortak kontrolden bahsedilebilecek üçüncü durum ise kontrolün oylamalarda ortak hareket edilmesi aracılığıyla sağlanmasıdır. Bu gibi durumlarda ortak kontrolü yaratan unsur bir hukuki temele dayanabildiği gibi ticari ilişkinin doğasından da kaynaklanabilmektedir.
Bu durumun bir örneği olarak şirkette birden fazla azınlık hissedarı bulunması ve bu azınlık hissedarları arasında oylamalarda nasıl hareket edeceklerine dair bir anlaşma olması, böylece hissedarların ayrı ayrı azınlık konumundaki hisselerinin bir bütün olarak kontrol açısından bir önem kazanması hali gösterilmektedir.
Bunun ötesinde taraflar arasındaki karşılıklı bağımlılığın da ortak kontrolü doğurabilecek bir unsur olabildiği düşünülmektedir. Azınlık hissedarları arasında her bir hissedarın şirketin faaliyetleri açısından hayati bir unsuru sağladığı, ticari hayatın akışı gereği hissedarların işbirliği yapmaya mecbur olduğu durumlar buna örnek gösterilebilir. Bu duruma ilişkin bir başka örneğe de Konsolide Duyuru’da yer verilmektedir:
“…çoğunluk hissedarının azınlık hissedarına iktisaden veya finansal olarak
bağımlı olduğu durumlarda, azınlık hissedarının teşebbüsün işleyişinde büyük
bir rol oynayacağı, çoğunluk hissedarının ise temel rolünün finansal yatırımcı
olduğu durumlarda ortaya çıkabilir. Bu gibi hallerde çoğunluk hissedarı kendi
konumuna güvenerek dayatma yapamamakta, ortağı stratejik kararları
engelleyebilmekte, böylece, her iki teşebbüs kalıcı olarak işbirliğine gitmek
durumunda kalmaktadır. Böylesi bir durumda hukuki olarak yapılacak bir
değerlendirme neticesinde varılacak çoğunluk hissedarının mutlak kontrolü
olduğu sonuncun ötesinde ‘fiili’ bir ortak kontrol durumu ortaya çıkmaktadır.” Dosyanın incelenmesi sırasında taraflardan şirketin mevcut hissedarlık yapısı ve yönetim şekline ilişkin bilgi talebinde bulunulmuştur.
Taraflarca sunulan ve şirket hissedarları arasındaki ilişkiyi düzenleyen tek metin olduğu ifade edilen şirket ana sözleşmesinde şirketin işleyişine ilişkin detaylı bir düzenlemeye gidilmediği görülmektedir. Sözleşmenin 9. maddesi uyarınca genel kurul tarafından atanan yönetim kurulu beş kişiden oluşmakta ve kararlarını oy