Dosyadaki bilgilere göre Türk hukukunda kazanılmış hak, Anayasa’da açıkça düzenlenmemiş olmasına karşın yüksek mahkeme içtihatlarında (Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay) hukukun genel ilkeleri arasında kabul edilerek korunmaktadır. “Hukuk devleti” anlayışının olmazsa olmaz koşullarından kabul edilen “kazanılmış hakların korunması” ilkesi, kişilerin yürürlükte bulunan hukuk normlarına güvenerek edindiği kazanımların hukuk normlarında sonradan meydana gelen değişiklikten etkilenmemesi ve bunun sonucunda hukuka olan güvenlerinin korunması anlamına gelen “hukuki belirlilik” ilkesiyle de yakından ilişkilidir. Ayrıca yasaların kural olarak geçmişe etkili olmaması ilkesi (makable şamil olmama) ile doğrudan ilişkili olan kazanılmış hak kavramının, hukuk normlarının zaman bakımından uygulanmasından kaynaklanan çatışmayı çözmek için üretilen çözümlerden biri olduğu belirtilmektedir.
3
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun bir kararında, “kişilerin hukuki statülerini belirlemiş ve buna dayalı olarak da yeni hukuki durumların ve hakların elde edilmesine neden olmuş, bir başka deyişle hukuki sonuçlarını yerine getirmiş olan durumların, artık geri dönülmez, vazgeçilmez haklar olduğu, yani kazanılmış hak teşkil ettiği”
4
belirtilmekte, bir başka Danıştay kararında ise “eski kanun yürürlükte iken kesin bir surette kazanılan yani hukukça korunmakta bulunan ve bir iddia haline gelen haklar”
5
olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında ise, “kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş hak” olarak tanımlanmıştır. Bu kararlar ışığında, henüz tamamlanmış ve oluşumu süren işlemlerin kazanılmış hak doğurmayacağı söylenebilir. Tam bu noktada kazanılmış hak kavramı ile karıştırılan haklı beklenti kavramının, hukuki durumların oluşumunda psikolojik durumları da dikkate aldığı ve bu nedenle farklı olduğu belirtilmelidir. Henüz tamamlanmamış hukuki işlem süreçleri ya da durumlar, ilgilileri lehine genellikle bir hak doğurmazlar. Bu tür bir sürecin korunabilir bir aşamaya gelmesi hakkın gerçekten kazanılmış olmasına bağlıdır. Hakkın kazanılması ise hukuk tarafından belirlenir. Bu durumda, kişilerin mamelekine henüz girmemiş ya da gelecekte doğması “beklenen çıkar” kazanılmış hakkın doğumu için yeterli değildir. Kural olarak kanunların yürürlüğe girdikten sonra gerçekleşen olay ve durumlara
6
uygulanacağı, bir başka deyişle geriye yürümeyeceği ilkesi de hukuk devletinin gerekleri ve hukukun genel ilkeleri arasında kabul edilmektedir. Ancak geriye yürüme kavramı, ‘gerçek geriye yürüme - gerçek olmayan geriye yürüme’ olarak ayrılmakta ve her iki durumun kazanılmış haklara etkisinin farklı olduğu kabul edilmektedir. Anayasa
7
Mahkemesinin bir kararında; “önceki yasa yürürlükte iken başlamakla birlikte henüz sonuçlanmamış hukuksal ilişkilere yeni yasa kuralı uygulanacağından gerçek anlamda
8
geriye yürümeden söz edilemez.” denilmekte, Danıştay’ın bir kararında ise “geçmişte tamamlanmış ve hukuki sonuçları oluşmuş geçmişteki hukuki ilişkilere uygulanan yasalar ‘gerçek geriye yürüyen’, geçmişte başlayan ve yeni yasa yürürlüğe girdiğinde henüz sonuçlanmamış hukuki ilişkilere uygulanan yasalar ‘gerçek olmayan geriye yürüyen’ yasalardır.” denilmek suretiyle geriye yürüme kavramının ikiye ayrıldığının kabul edildiği görülmektedir.
Geçmişte tamamlanarak hukuki sonuçları ortaya çıkmış olan hukuki ilişkilere uygulanan kanunların gerçek geriye yürüme etkisi gösterdiği ve kazanılmış hakların korunması ilkesini ihlal ettiği kabul edilmektedir. Gerçek olmayan geriye yürümede ise; 3 DİBKK. 14.6.1989 gün, E.1989/1-2, K.1989/2, DD. Sayı 76-77,s.67.
4 D.1.D. 13.7.1992 gün, E. 1992/224, K. 1992/238, DD. Sayı 87, s.62.
5 AYM, 3.4.2001 gün, E.1999/50, K.2001/67; AYM, 27.2.2001 gün, E.1999/43, K.2001/46.
6 DİBKK. 3.7.1989 gün, E.1988/5, K.1989/3, DD. Sayı 78-79.
[7] AYM. 14.01.2003 gün ve E.2001/34 K.2003/2, RG: 19.11.2003, 25294.
8 DİBGK, 03.07.1989 gün, E.1988/5, K.1989/3, Karsı oy yazısı, DD., S:78-79, s. 67