rekabet soruşturmalarında öne çıkan anlaşma ve işbirliği eğilimlerinden, diğer teşebbüslerle koordinasyon içinde olmaktan uzak kalmıştır.
5. Çimento sektöründeki birleşme ve devralma analizleri yapılırken, sektörün özellikleri ve diğer mal ve hizmet piyasalarından farklı yönleri dikkate alınmak durumundadır. Rekabet için ilk adım bir işin, bir ürünün, bir işletmenin varlığı ise, ikinci adım da, herhalde, en azından rakipler kadar veya onlardan daha fazla ekonomik, mali, teknik vb. konularda güçlü olmaktır. Bir piyasada güçlü rakiplerin varlığı durumunda, rekabet daha etkin olabilecektir.Dolayısıyla, gerekli ölçek büyüklüğünün ya da optimum kapasitenin zaten 1000.000 ton civarında olduğu bir sektörde, nispeten küçük işletmelerle ya da zorunlu olarak düşük kapasitede çalışacak işletmelerle rekabeti artırmaya çalışmak, yine bu yöntemin tabii sonucu olarak, birtakım birleşme ve devralmalara izin vermemek, beyhûde bir çaba olarak kalacak, ayrıca, bir bakıma, bu şekilde hareket edilerek, “iktisâdî etkinlik” amacı da bütünüyle göz ardı edilmiş olacaktır: Küçük piyasa aktörlerini öne çıkarmaya ve belli büyüklükteki oluşumları engellemeye çalışan ya da düşük kapasiteyle yani yüksek maliyetlerle çalışmayı teşvik anlamına gelecek bir rekabet anlayışı, etkin bir rekabet politikası olarak düşünülemez ve kabul edilemez. Unutulmamalıdır ki, bazı durumlarda, rekabet gücü yüksek teşebbüslerin ortaya çıkmasına yardımcı olacak karar, tedbir veya düzenlemeler, iktisadi etkinlik amacının ve etkin rekabet düzeninin yani etkin rekabet politikasının gereğidir.
6. Aynı gruba ait iki firmanın ihaleye girmesi ve her iki firmanın da tek bir teşebbüs imiş gibi kabul edilmesi hususları ile ilgili tartışma ve düşünceler mahfuz olmak kaydıyla, TMSF ihalesinin son aşamasında Rekabet Kurulu’nun bu kararda olduğu gibi bağlayıcı kararlar alması, etkinlik ilkelerine ve kamu yönetiminin gereklerine de aykırı düşmüştür: Açıktır ki, Rekabet Kurulu, kimlerin, hangi şekil ve şartlar dahilinde ihâleye girebileceğine dair görüşlerini, sürecin ilgili safhasında belirleyebilir ve ilgililere intikal ettirebilirdi ya da bu ihâlede olduğu gibi muhtemel birtakım problemlerin çıkmasına engel olacak, problemler ortaya çıkmadan, çözüme yardımcı olacak türden “ikincil düzenlemeler” yapabilirdi. Günümüz dünyasında, hukûkîlik önemlidir, ama bu “değer” ve ilkenin, kamuoyu ve muhataplar açısından çok önemli olan şeffaflık ve öngörülebilirlik ilkeleri ile de desteklenmesi gerekir. Bu tür hassasiyetler, gelişmiş kurumların ya da çağdaş kamu yönetimi anlayışının ve sorumluluğunun “olmazsa olmaz”ı haline gelmiştir.
7.Rekabet politikasını belirleyenler ve uygulayanlar, belli bir zaman diliminde, mevcut şartları değerlendirirken, tabir caiz ise, “statik” bir analiz yerine, çok yönlü değişim olgusunu da dikkate alan bir yaklaşımı benimsemelidirler: Rekabetçi kaygılarla, rekabeti tesis veya korumak adına, bir bölgede güçlü, bir veya birkaç teşebbüsün varlığına imkan tanımamaya çalışmak, hele hele, her defasında, hakim durum oluşur endişesini öne çıkarmak, kestirmeden, çağdaş ekonomik hayatın ve işletmeciliğin ve tabi ki, yönetimin, ahlâk, verimlilik, toplumsal sorumluluk, itibar, imaj ve sürdürülebilirlik gibi hassasiyetlerden uzak olduğunu kabul etmek anlamına gelecektir. Ayrıca, böyle bir yaklaşım, görevi,