başvurabilmelidirler. Talebin dikkate alınıp alınamayacağı hususu, tamamen Kurul’un takdirindedir.
Hemen akla gelen bazı sorular vardır: Karar’ın dayandığı şartlarda kayda değer bir değişiklik olmuş ise, Karar’ın uygulanması ve altından kalkılamaz zararların ortaya çıkmaması bakımından, belli bir takvim; günlere ve hattâ saatlere indirgenecek bir gecikme bile önemli ise, acaba, ilgili dosyanın ele alınmamasını gerektirecek “hukukî zorunluluk” ne olacak, hangi gerekçeye dayandırılacaktır? İyi niyetle ve idare hukukunun temel prensiplerine aykırı düşmeyecek bir yöntemle ele alındığında, olumsuzluk doğuracak bir kararın, gecikilmeden ve basit şekilde yeniden gözden geçirilmesinden, gerekirse değiştirilmesinden kim, ne kaybedecek, hangi “olmazsa olmaz” hukukî- bürokratik zorunluluk ihlal edilmiş olacaktır? Dolayısıyla, kısa yoldan çözümlenebilecek bazı idârî “komplikasyon”ların, iş yoğunluğunu gereksiz yere artıracak şekilde Danıştay’a havale edilmesi, organizasyonel bir zaafiyet midir, yoksa bir “hukuk duyarlılığı” mıdır, çok iyi ayırt edilmelidir.
Unutulmamalıdır ki, Rekabet Kurulu “idârî bir organ”dır, ve her ne kadar, yarı yargısal özellikler taşısa da, netice olarak, fonksiyon ve usûl hukuku bakımından bir “ilk derece mahkemesi” de değildir. Kurul, mahkemelere benzediği, benzetildiği ölçüde etkinlik kazanacaktır, anlayışı doğru olmayacaktır. Usûl hükümleri ve işleyiş tarzı itibariyle Kurul, hiçbir zaman mahkemelerin yerine geçmeye çalışmamalı, “mahkeme” olarak da görülmemelidir. Kurul üyelerinin formasyonları bir tarafa, böyle bir tanım, eğilim ve uygulama tarzı, ne Kurul’un varlık gerekçesine ve mevzuata; ne de kamu yönetiminin etkinlik amacına uygundur. Kurul, yasa ile kendisine verilmiş görevleri en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmalı, etkili ya da verimli olmak için elinden geleni yapmalıdır. İlgili yasa çerçevesinde, “kurumsallaşma”nın yolu, sürekli olarak “sistem”in geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Kesin olan husus bellidir: 4054 Sayılı Kanun çerçevesinde, Kurul kararlarının tekemmülünde nihâî mercî, tabii ki, Yüksek Mahkeme, yani Danıştay’dır.
Çağdaş kamu yönetimi “değer ve standartlar”ı çerçevesinde hukûkîlik, tarafsızlık, şeffaflık, öngörülebilirlik, hesap verilebilirlik kriterleri, şüphesiz “kurumsal etkinlik” amacı açısından çok önemlidir. Bu bağlamda, en azından, herkese ve her çeşit itiraz, tashih veya “ivedi değişiklik” talebine kapıyı açmak anlamına gelmeyecek ama, objektif olunması zorunluluğu ile adaletin yerine getirilmesi amaçlı “seçicilik” çabasını birleştirecek bir uygulama tarzı, hukûkîliği sağlamak kadar idarenin etkinliği amacına da hizmet edebilecektir. Aksine yorum ve değerlendirmeler, bir taraftan “kolay yönetim” alışkanlığı, diğer taraftan da “hukûkîlik” kılıflı bir “bürokratik retorik” anlamına gelecektir.
Kısaca, önemine binâen veya ele alınması zorunlu olarak telâkki edilebilecek bir durumda, kararın gözden geçirilmesi ya da kararla ilgili kısmî veya sınırlı bir değişiklik yapılması yönündeki bir talep, Kurul tarafından hazırlanacak ve ilgili çevreye de duyurulacak bir “prosedüre” göre ele alınabilir