kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.’’hükmünü getirmiştir.
Açık hukuk normunu bu şekilde açıkladıktan sonra, açık hukuk normlarında idari
düzenleme ile kişiler lehine gelen yeni hükümlerin eski olaylara uygulanıp
uygulanmayacağı bir başka deyişle lehe hükmün uygulanmasının burada söz konusu
olup olmayacağının tartışılması gerekir.
Açık hukuk normlarında, yasada hüküm altına alınan ceza hükmü aynen korunurken, bu hükmün kapsamına giren bir olumlu veya olumsuz fiiller, idarenin düzenleyici bir işlemi ile bu ceza hükmünün kapsamı dışarısına çıkarılmaktadır. Olayımızda, 1997/1 sayılı tebliğin yürürlükte olduğu tarihte yapılan devralma işlemi, işlemin niteliğine göre Kurumumuza bildirilmesi gerekirken, bildirilmemiş, ancak 2010/4 sayılı tebliğ ile işlemin niteliğine göre bildirim koşullarının değişmesinden dolayı bildirim zorunluluğu kalkmış bulunmaktadır. Bu durumda lehe hüküm ilkesi uygulanacak mı? Yoksa uygulanmayacak mı? Bizim bu soruya yanıtımız olumsuzdur. Çünkü, Bu durumda 4054 sayılı yasanın 16.maddesinde ki ceza hükmü halen yürürlükte olup, kaldırılmamıştır. Bir başka deyişle, 2010/4 sayılı tebliğ kapsamına girip de, bildirim zorunluluğu yerine getirilmeyen birleşme ve devralma işlemlerinde ceza verilmeye devam edecektir. Ceza hükmü kaldırılmadığına göre, 1997/1 sayılı tebliğin yürürlükte olduğu tarihte, bildirmeme işlemi ile kabahat oluşmuş olup, 2010/4 sayılı tebliğ ile oluşan bu kabahat ortadan kalkmayacağı gibi, lehe hüküm ilkesinin uygulanmasına olanak yoktur. Ancak, 16.maddedeki, birleşme ve devralma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde verilen cezaya ilişkin 16.maddedeki hüküm yeni bir yasa ile kaldırılsaydı, o taktirde lehe hüküm ilkesi uygulanırdı.
Bu görüşümüzü doğrular nitelikte çeşitli Yargıtay Kararları bulunmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 15.10.1973 tarih ve E.1973/7, K.1973/634 sayılı
kararında; ‘’ Suç tarihinde mer'i olan tebliğ değişmiş ve bu kabil dövizlerin avans
olarak değil, kesin olarak verilmesi kabul edilmiş ve böylece mahsup işlemine de
lüzum kalmadığı ileri sürülmüş ise de, o tarihte bu tebliğ hükümlerine aykırılığı
müeyyide altına alan kanun hükmünün değişmediği, sonuç olarak olayda TCK.'nun 2.
maddesinin uygulama yeri bulunmadığı, nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun
6.7.1946 gün ve 157-158 sayılı kararının da bu görüşü doğruladığı anlaşılmaktadır.
TCK'nun 2.maddesinde yazılı hüküm, kanunun değiştirilmesi veya kaldırılması
esasına göredir. Kanun yürürlükte iken hukuki telakki mer'i olduğundan tebliğe
muhalefet suçtur, tebliğin kaldırılması suçu kaldırmaz.’’ şeklindedir.