- Bu yoğunlaşma artışı varken 2010 yılında pazar payı sadece % 0-10 olan ve zayıf bir marka olarak nitelenen Saga devrinin yetersiz olduğu,
- Ülkemizde Mey İçki dışında tek cin üretim tesisine Antalya’nın sahip olduğu, Antalya’nın Burgazı henüz devraldığı dikkate alındığında, bunun elden çıkarmanın gerçekleşme olasılığını düşürdüğü,
- Tek bir marka için .. aylık birinci elden çıkarma sürecinin uzun olduğu,
- Taahhütte ikinci elden çıkarma sürecine ilişkin herhangi bir düzenleyici ayrıntının bulunmadığı,
- Taahhütte denetleyici ve ayrıştırma uzmanlarına yönelik herhangi bir değerlendirmenin olmadığı, dolayısıyla denetleyici uzmanın Kuruma sürece/markaya ilişkin raporlama yapmasının öngörülmediği,
- Yalnızca Mey İçkinin sağlayacağı Nielsen pazar payı verilerinin yetersiz olacağı,
- Birinci elden çıkarma sürecinde markanın devamlılığının nasıl sağlanacağının belirsiz olduğu,
- Birinci elden çıkarma sürecinde marka değerinin, pazar payının korunacağına yönelik değerlendirme/taahhüdün olmadığı,
- Bağımsız yönetime ilişkin değerlendirmenin bulunmadığı
- Alıcı koşullarında “alıcının finansal kaynaklara, kanıtlanmış ilgili deneyime ve ayrıştırılan faaliyet ile taraflara karşı yaşayabilir, aktif bir rakip olma niyetine ve kabiliyetine sahip olması ve önerilen alıcıya satış işlemi ile yeni bir rekabet probleminin ortaya çıkmaması, taahhütlerin uygulanmasının gecikmesine yönelik bir risk doğmamasının” olması gerektiği belirtilmiştir.
Likör pazarına yönelik olarak ise belli ürünler için münhasır dağıtım hakkının 3. kişiye
verilmesinin kabul edilebilir olmayacağı,
- Bu tarz taahhütlerin, dağıtım hakkını alanın, dağıtım süresinin bitimi
sonrasında taraflarla etkili bir biçimde rekabet edememesi nedeniyle, işlemin
rekabeti kısıtlayıcı etkilerini ortadan kaldırmakta yetersiz kalabileceği,
- Dağıtım hakkını alan teşebbüsün sözleşme sürecinin sonuna yönelik kaygılar
nedeniyle tam anlamıyla bağımsız olarak hareket etmeyebileceği,
- Bu şekilde pazarın şeffaf hale gelmesi ve koordinasyon riskinin mevcut
olduğu belirtilmiştir.
Ayrıca bu konuda AB’nin konuya ilişkin kılavuzuna atıf yapılarak,
- Lisans devirlerinde, işlemin her iki taraf arasında devam eden bir ilişki
gerektirmesi nedeniyle lisans verenin, lisans alanın pazardaki rekabetçi
davranışlarını etkileme imkanına kavuştuğu,
- Lisans alan ve lisans veren arasında lisansın kapsamı ve koşulları
konusunda ihtilaf çıkma olasılığının işlemin sürekliliğini etkileyebildiği,
- Daha uygun çözümler olabileceği durumlarda yerinde bir çözüm yolu olarak
değerlendirilmemesi,
- Taahhüdün kabul edilebilmesi için tıpkı tam anlamıyla tasfiye olmuş gibi
lisans alanın taraflarla rekabet edebileceğinin kanıtlanması ve varlıkların tek
başlarına rekabetçi bir işkolu yaratabileceğinin belirgin olması gerektiği
vurgulanmıştır.
Bu kapsamda son olarak taahhütte yer alan uygun alıcı/dağıtıcı bulunamadığı
takdirde söz konusu markaların Türkiye dağıtımının durdurulmasının da kabul
edilemez olduğu ifade edilmiştir.