Bu doğrultuda, zamanaşımının idari yargı mercilerince kendiliğinden gözetilmesi
gereken kamu düzenine ilişkin bir husus olduğu göz önüne alındığında, Mahkeme’nin
yargıda geçen sürelerde soruşturma zamanaşımı süresinin işlemeyeceğini kabul etmiş
olduğu söylenebilecektir.
(138) Bununla birlikte, işbu dosya kapsamında mevcut somut olaya benzer şekilde,
soruşturma zamanaşımı süresi geçirilmeden verilen ve içerisinde idari yaptırım
bulunmayan bir Kurul kararının idari yargıda iptal edilmesi üzerine, Danıştay’ın
soruşturma zamanaşımına ilişkin mevcut içtihadının uygulanıp uygulanamayacağına
ilişkin olarak Hukuk Müşavirliğinin görüşüne de başvurulmuştur. Hukuk Müşavirliği
tarafından gönderilen yazıda;
Danıştay kararlarında [61] 5326 sayılı Kanun'da öngörülen sekiz yıllık soruşturma zamanaşımı süresi dolmadan Kurul tarafından bir yaptırım kararı verilmesi halinde, idari yargı mercii tarafından aynı konuda yeniden işlem tesisini gerektirecek biçimde iptal kararı verilmesi üzerine tesis edilecek idari işlemlerde zamanaşımı süresinin işlemeyeceğinin belirtildiği,
Kurulun 11.01.2018 tarih ve 18-02/20-10 sayılı kararında, idari yargı yerince iptal edilen Kurul kararı soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı yönünde, yani idari yaptırım içermeyen bir karar olmasına rağmen dosya kapsamında yargıda geçen sürelerin zamanaşımının işlemediği hallerden sayıldığı;
Kurulun 23.01.2020 tarih ve 20-06/62-34 sayılı kararında, daha önce zamanaşımı süresi içerisinde verilmiş soruşturma açılmasına yönelik bir kararın bulunduğu, soruşturma açılması kararının bir idari yaptırım kararı olarak ele alındığı ve zamanaşımının işlemediği kabul edilip yargıda geçen sürelerin zamanaşımı süresinin hesabında dikkate alınmayacağının vurgulandığı, ilaveten söz konusu karara ilişkin yargı kararları incelendiğinde de ilk derece idare mahkemesince [62] kararın hukuka uygun bulunduğunun ve işbu karara ilişkin istinaf yolu ile kaldırılması talebinin de [63] reddedildiğinin görülebildiği,
Bu doğrultuda, yaptırım içermeyen Kurul kararları bakımından idari yargıya başvurularak dava açılmasının zamanaşımına etkisi ile ilgili olarak Kurul uygulaması ve ilişkili idari yargı kararları çerçevesinde benimsenen yöntemin, Danıştay’ın idari yaptırım içeren bir kararın olduğu durumdaki anılan içtihadı ile uyumlu olduğu,
Somut olayın çözümü bakımından esaslı bir diğer noktanın ise, İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca idarenin mahkeme kararlarını yerine getirmesinin kapsam bakımından irdelenmesi olduğu, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlarda [64] idarenin yargı kararlarına uyma zorunluluğunun, hukuk devletinin mutlak koşulu olarak görüldüğü ve adil yargılanma hakkının bir gereği olarak nitelendirildiği, nitekim Danıştay'ın kararlarında [65] da bu hususun yinelendiği,
Danıştay 13. Dairesinin 01.11.2011 tarih ve 2008/13175 E., 2011/4830 K. sayılı ve 25.04.2018 tarih ve
2015/5824 E., 2018/1536 K. sayılı kararları görüşte örnek olarak sayılmıştır.
Ankara 12. İdare Mahkemesinin 30.12.2020 tarih ve 2020/1515 E., 2020/2291 K. sayılı kararı.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesinin 13.10.2021 tarih ve 2021/602 E., 2021/1427
K. sayılı kararı.
Anayasa Mahkemesinin 14.01.2010 tarihli ve 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı ve 19.11.2020 tarihli ve
2018/9459 başvurulu numaralı "Hasan Gün" kararları.
Danıştay 11. Dairesinin 05.04.2018 tarihli ve 2016/5903 E., 2018/1899 K. sayılı kararı, Danıştay 5.
Dairesinin 11.02.1991 tarihli ve 1991/112 E., 1991/154 K. sayılı kararı ve Danıştay 2. Dairesinin
13.02.2008 tarihli ve 2007/1627 E., 2008/698 K. sayılı kararı.